Doğruluğu İspatlanamayan Ama Doğru Olduğu Kabul Edilen Önermelere Ne Denir?
Hayat, bazen kafamızda oluşturduğumuz “gerçekler”le şekillenir. Bu gerçekler öyle güçlüdür ki, kanıtlanması veya çürütülmesi imkansız hale gelir. Ve biz bunlara o kadar güveniriz ki, her gün yaşamaya devam ederiz. Bunu “doğruluğu ispatlanamayan ama doğru olduğu kabul edilen önermeler” olarak tanımlayabiliriz. Bu tür önermelere ne denir? A priori doğru kabul edilen ya da “bize göre doğru” olan şeyler… Sonuçta, genellikle bilimsel temele dayanmayan, ama toplumun büyük bir kısmı tarafından doğru kabul edilen fikirlere de sahip oluruz. Peki bu tür önermeler doğru mu, yoksa sadece toplumun bir yanılgısı mı?
Doğruluğu İspatlanamayan Ama Doğru Olduğu Kabul Edilen Önermeler: Tanımı ve Örnekler
İlk başta, bu kavramı basitçe tanımlayalım. Doğruluğu ispatlanamayan ama doğru kabul edilen önermeler, kanıtların yetersiz olduğu ya da hiçbir şekilde test edilemeyecek olan ancak yine de toplumsal olarak kabul gören inançlardır. Matematiksel teoremlerden, felsefi doktrinlere kadar geniş bir yelpazeye yayılabilirler. Mesela, “Evrenin bir amacı vardır” gibi metafiziksel bir önerme, doğru olduğu kabul edilse de ispatlanamaz. Bir başkası olabilir: “İyi şeyler bekleyen insanlar daha mutlu olur.” Kimse bunun doğru olduğunu kanıtlayamaz ama hepimiz bir şekilde bu düşünceyi yaşamımızda benimsemişizdir.
İzmir’de sokakta yürürken duyduğum, birinin diğerine “İnsanlar sadece sevildiğinde gerçek anlamda mutlu olurlar” şeklindeki yorumunu duyduğumda, işte bu tarz bir önermenin örneğini yaşıyorum. Herkes kabul etmiş gibi görünüyor, ama bunun kanıtlanabilir bir tarafı var mı? Bilemiyoruz.
Bu Önermelerin Güçlü Yönleri: Farklı Bakış Açıları
Bu tür önermelerin güçlü yanları da var. Birincisi, toplumu bir arada tutan inançlardır. Eğer hepimiz “iyi şeyler beklemek” ya da “evrenin bir amacı olduğu”na inanırsak, daha umutlu ve pozitif bir toplum oluruz, değil mi? Bu inançlar, zaman zaman bizi zorluklardan, dar boğazlardan geçerken motive edebilir. Mesela, bir insanın “İyi insanlar her zaman kazanır” inancıyla hayata devam etmesi, ona bir moral kaynağı olabilir. Çünkü ona bu inanç, günlük zorluklarla başa çıkarken umut verir. İyi bir insanın sonunda ödüllendirileceği düşüncesi, bazen hayatta kalma mücadelesinde ona güç verir.
İzmir’de bir kafede otururken, karşımdaki gençlerin sıkça dile getirdiği bir düşünceyi hatırlıyorum: “Eğer çok çalışırsan, sonunda başarılı olursun.” Bu bir önerme olabilir, ama doğru olduğu kabul edilen bir bakış açısı. Kiminin hayatında bu doğru, kiminin değil. Ancak toplumsal olarak, çoğumuz bunu doğru kabul ediyoruz. Hatta bazen, birinin başarısız olmasının, sadece çalışmamasıyla ilgili olduğunu düşündüğümüz için o kişiye daha da acımasız olabiliyoruz.
Zayıf Yönleri: Hayatın Gerçekleriyle Çelişmesi
Diğer taraftan, bu tür önermelerin zayıf yönleri de oldukça belirgindir. Çünkü doğruluğu ispatlanamayan şeyler, her zaman subjektif kalır. Gerçekten de, “Evrenin bir amacı vardır” diyerek, objektif bir bakış açısıyla toplumu nasıl açıklayabiliriz? Bunu kanıtlamak imkansızdır. Bu önerme, aslında hayatın karmaşıklığını, kaosunu ve belirsizliğini inkar eder. Çoğu zaman, insanlar bu tür bir görüşle rahatlarlar, ama bunun evrensel bir doğruluk olduğunu söylemek yanıltıcı olur.
Mesela, “İyi şeyler bekleyen insanlar daha mutlu olur” düşüncesi de insanları yanıltabilir. Mutluluk, dış etmenlerden çok daha fazlasına bağlıdır. İnsanlar bazen sadece umut etmeyi öğrenip gerisini pas geçiyorlar. Hayat, bazen sadece beklemekle çözülmez. Bu tür önermeler, insanların sorumluluklardan kaçmalarına, harekete geçmemelerine yol açabilir. Duygusal bağlamda buna daha çok inanan insanlar da olabilir. “İyi şeyler beklemek” bana da rahatlatıcı geliyor ama gerçeklik öyle mi? Hayat, sadece bekleyerek ve umut ederek değişir mi?
Bunu Gerçekten Kabul Etmeli Miyiz?
İçimdeki insan tarafı, bu tür doğruluğu ispatlanamayan ama doğru kabul edilen önermelere karşı hep biraz temkinli olmuştur. Çünkü sosyal medya, çevremiz ve televizyon, bu tür varsayımları “kesin doğrular” gibi sunabiliyor. Oysa ki, sorgulamadan kabul ettiğimizde, bazen hayatımızı daha da zorlaştıran, gerçeklerden uzaklaştıran yanlış inançlar yaratmış oluyoruz.
Bir önerme, toplum tarafından doğru kabul edilse de, acaba herkesin yaşadığı hayatın doğruluğunu gerçekten yansıtıyor mu? Örneğin, “Çok çalışırsan başarılı olursun” inancı, sınıfsal, ekonomik ve toplumsal bariyerleri göz ardı eder. Herkesin eşit şartlarda yarışmadığı bir dünyada, “çok çalışmak” her zaman başarıyı getirmez. Bir insanın çalışkan olması, her zaman eşit fırsatlara sahip olduğu anlamına gelmez.
Sonuç: Doğruluğu İspatlanamayan Ama Doğru Olduğu Kabul Edilen Önermeler, İnsanları Nasıl Etkiler?
Sonuç olarak, doğruluğu ispatlanamayan ama doğru kabul edilen önermeler, bazen insanları rahatlatan, motive eden birer araç olabilir. Ancak bu, her zaman geçerli olan evrensel bir kural değildir. Hem bireysel hayatlarımızda, hem de toplum olarak kabul ettiğimiz doğrularla ilgili şüphe duymak, bizlere daha derin bir farkındalık kazandırabilir. Hangi önermelere ne kadar güveneceğiz? “Evrenin bir amacı var mı?” sorusu hayatı kolaylaştırabilir mi? “İyi şeyler bekleyen insanlar daha mı mutlu olur?” sorusu, gerçek mutluluğu bulmamıza engel mi?
Belki de her şey, hangi “doğruyu” kabul ettiğimize bağlıdır.